Her Eğitim Öğretim midir? Düşündüğümüzde, Sanırım Her Yerde Öğreniyoruz!
Bugün, kafamı kurcalayan bir soruyu paylaşmak istiyorum: Her eğitim öğretim midir? Ya da başka bir deyişle, "Bir şey ne zaman eğitim olur?" Çünkü etrafımıza baktığımızda, eğitim tanımına uyan o kadar fazla şey görüyoruz ki… Koca bir pizza yediğinizde, başlangıçta sadece acıktığınız için almış olabilirsiniz, ama aslında her dilimle biraz daha hayat dersi öğreniyorsunuz.
Bununla ilgili bir örnek vermek gerekirse, geçenlerde bir arkadaşımın başına gelen olay çok öğreticiydi. Aydın, okuma yazma bilen biri olarak tabii, geçen hafta da bir kitap alıp başlamıştı. Fakat kitabı okurken bir yanda sürekli telefonuna bakıyordu, sosyal medyada "herkes ne yapıyor?" diye! "Eğitim de bir çeşit dikkat yönetimi değil mi?" dedim, ama o an bana döndü ve "Bunu da eğitimle mi ilişkilendiriyorsun?" dedi. İşte bu soru beni bir hayli düşündürdü!
Eğitim: Okulun Dışındaki Dünyada Da Bir Şey Var mı?
Her eğitim, gerçekten öğretimle mi sınırlı? Klasik eğitim modelinde, öğretmen bir şey anlatır ve öğrenciler onu öğrenir. Ancak gerçek dünyada her an "öğreniyor muyuz?" Gelin bunu biraz daha derinlemesine inceleyelim. Yaşamda eğitimin sınırları o kadar belirsiz ki, akşam eve dönerken yanlış durakta inip kaybolmuşsanız, evet, bu da bir eğitim olabilir. İster yanlış bir otobüse binin, ister yanlış bir yere kaybolun, aslında her kayboluş, bir öğrenme fırsatıdır. Hangi durak olduğunu öğrendiniz değil mi?
Ayrıca, eğitimin yalnızca okulla sınırlı olmadığını savunanlardanım. Sadece teorik bilgiler değil, aynı zamanda günlük hayatta yaşadığımız deneyimler de bir tür "öğretim" işlevi görüyor. Sosyal bir ortamda birinden hoşlandığınızda, o kişiyle nasıl iletişim kurmanız gerektiğini öğreniyorsunuz. Bu bir eğitim süreci değil mi? İşte, bazen bir ilişki, bazen de bir akşam sohbeti, aslında öğretimden çok daha fazlasını sunuyor olabilir. Yani, diyebiliriz ki, hayatın her anı, kendi çapında bir eğitim dersidir!
Erkekler ve Çözüm Odaklılık: Eğitimi Aslında Nasıl Görürler?
Şimdi gelelim, karakterlerin bakış açılarına… Herkesin dünyayı görme biçimi farklıdır ya, işte bu konu da onlardan biri. Erkekler genellikle bir problemle karşılaştıklarında, onu çözmeye odaklanırlar. Birçok erkek, öğrenmeyi bir sorunu çözme süreci olarak görür. Yani, dersleri, soruları ve testleri de bu şekilde algılarlar: “Bunu çözelim, tamamdır!”
Örneğin, erkeklerin eğitim anlayışı genellikle "Nasıl yapılır?" sorusu etrafında şekillenir. Bir arkadaşım, Aydın’a bir yemek tarifini açıklarken, "Şunu şurada koy, bunu şurada pişir, son olarak da biraz tuz ekle," diye devam ediyordu. Ancak Aydın, "Ama bunun neden böyle yapılması gerekiyor?" diye sormadan geçemedi. Yani, çözüm odaklı bakış açısıyla, teoriden ziyade somut sonuçlar odaklı ilerliyordu.
Aslında, bu da çok doğal bir durum. Çünkü eğitim deyince aklımıza genellikle bir şeyin nasıl yapılacağı gelir, değil mi? Erkeklerin stratejik düşünme eğilimleri, onları birer ‘adım adım çözümci’ yapar. Peki, acaba sadece çözüm odaklılık gerçekten her zaman eğitimsel bir yaklaşım olabilir mi?
Kadınlar ve Empatik Bakış Açısı: İlişkisel Öğrenme
Kadınlar ise, öğrenme süreçlerinde daha çok ilişkilerle bağlantılı düşünürler. Eğitimi genellikle “Bağlantı kurma” ve “duygusal etkileşim”le ilişkilendirirler. Mesela, bir kadın için, bir dersin ya da eğitim sürecinin başarılı olması, yalnızca öğrenilen bilgilere dayanmaz, aynı zamanda duygu ve ilişki temellidir.
Bir arkadaşım olan Ayşe, bir konuda birine ders vermeye çalışırken, “Hadi, şu konuda derinleşelim ve bir bağ kurarak anlatalım” der. Öğrenme sürecinde duygusal bağlantı kurmak, her şeyin mantıklı olmasından çok daha önemlidir. Kadınlar, çevrelerindeki insanlarla duygusal bir bağ kurarak, daha anlamlı ve derin öğrenme deneyimleri yaşarlar. Bu noktada, eğitimin sadece kuru bir bilgi aktarımı olmadığını, duygusal zekânın ve empati ile ilişkili bir deneyim olduğunu savunuyorlar.
Böyle bir bakış açısı ile, öğrenme süreci bir diyalog, karşılıklı anlayış ve duygusal etkileşimle şekillenir. Bu, yalnızca kadınların değil, empatiye ve sosyal bağlantılara değer veren herkesin yaklaşımı olabilir. Klasik eğitimde olduğu gibi öğretmenin öğrenciye sadece bilgi aktarması değil, öğrencilerin birbirleriyle etkileşimde bulunarak bu bilgiyi daha anlamlı hale getirmeleri önemli bir noktadır.
Eğitimde ‘Hadi, Birlikte Öğrenelim!’ Felsefesi
Gerçekten de her şey bir öğretim süreci midir? Şahsen, evet diyorum. Çünkü eğitim sadece okullarda değil, yaşamın her anında vardır. Örneğin, kasaba kahvesindeki bir sohbeti, bir öğretim süreci olarak değerlendirebiliriz. Öğrenme, sadece ders kitaplarında yer alan bilgilerle sınırlı değil. Gerçek hayatta başımıza gelen olaylarla, tecrübelerle şekillenir. Çevremizdeki insanlar da bizlere sürekli olarak yeni bilgiler sunar; bazen bir gülüş, bazen bir hikaye, bazen de bir yanlış anlamadan alınan ders... Hepsi bizim eğitim sürecimizi besler.
Peki, bu öğrenme sürecinde hangi yönler daha değerli? Erkeklerin çözüm odaklı yaklaşımını ve kadınların ilişkisel yaklaşımlarını dengelemek, eğitimdeki en büyük sır olabilir mi? Öğrenmenin anlamlı bir deneyim olabilmesi için, farklı bakış açılarını bir araya getirmek, kişisel gelişim için önemli olabilir.
Tartışmaya Açık Sorular:
1. Eğitim sadece okullarda mı yapılır? Gerçek eğitim, yaşamın her alanında mı gerçekleşir?
2. Erkeklerin çözüm odaklı yaklaşımı ve kadınların empatik bakış açıları, eğitimde nasıl bir denge oluşturabilir?
3. Eğitim, sadece bilgi aktarımı mıdır, yoksa insanları birbirine bağlayan duygusal bir süreç midir?
Hadi gelin, bu soruları birlikte tartışalım. Çünkü her birimizin öğrenme şekli, bizim dünya görüşümüzü ve ilişkilerimizi derinden etkiler.
Bugün, kafamı kurcalayan bir soruyu paylaşmak istiyorum: Her eğitim öğretim midir? Ya da başka bir deyişle, "Bir şey ne zaman eğitim olur?" Çünkü etrafımıza baktığımızda, eğitim tanımına uyan o kadar fazla şey görüyoruz ki… Koca bir pizza yediğinizde, başlangıçta sadece acıktığınız için almış olabilirsiniz, ama aslında her dilimle biraz daha hayat dersi öğreniyorsunuz.
Bununla ilgili bir örnek vermek gerekirse, geçenlerde bir arkadaşımın başına gelen olay çok öğreticiydi. Aydın, okuma yazma bilen biri olarak tabii, geçen hafta da bir kitap alıp başlamıştı. Fakat kitabı okurken bir yanda sürekli telefonuna bakıyordu, sosyal medyada "herkes ne yapıyor?" diye! "Eğitim de bir çeşit dikkat yönetimi değil mi?" dedim, ama o an bana döndü ve "Bunu da eğitimle mi ilişkilendiriyorsun?" dedi. İşte bu soru beni bir hayli düşündürdü!
Eğitim: Okulun Dışındaki Dünyada Da Bir Şey Var mı?
Her eğitim, gerçekten öğretimle mi sınırlı? Klasik eğitim modelinde, öğretmen bir şey anlatır ve öğrenciler onu öğrenir. Ancak gerçek dünyada her an "öğreniyor muyuz?" Gelin bunu biraz daha derinlemesine inceleyelim. Yaşamda eğitimin sınırları o kadar belirsiz ki, akşam eve dönerken yanlış durakta inip kaybolmuşsanız, evet, bu da bir eğitim olabilir. İster yanlış bir otobüse binin, ister yanlış bir yere kaybolun, aslında her kayboluş, bir öğrenme fırsatıdır. Hangi durak olduğunu öğrendiniz değil mi?
Ayrıca, eğitimin yalnızca okulla sınırlı olmadığını savunanlardanım. Sadece teorik bilgiler değil, aynı zamanda günlük hayatta yaşadığımız deneyimler de bir tür "öğretim" işlevi görüyor. Sosyal bir ortamda birinden hoşlandığınızda, o kişiyle nasıl iletişim kurmanız gerektiğini öğreniyorsunuz. Bu bir eğitim süreci değil mi? İşte, bazen bir ilişki, bazen de bir akşam sohbeti, aslında öğretimden çok daha fazlasını sunuyor olabilir. Yani, diyebiliriz ki, hayatın her anı, kendi çapında bir eğitim dersidir!
Erkekler ve Çözüm Odaklılık: Eğitimi Aslında Nasıl Görürler?
Şimdi gelelim, karakterlerin bakış açılarına… Herkesin dünyayı görme biçimi farklıdır ya, işte bu konu da onlardan biri. Erkekler genellikle bir problemle karşılaştıklarında, onu çözmeye odaklanırlar. Birçok erkek, öğrenmeyi bir sorunu çözme süreci olarak görür. Yani, dersleri, soruları ve testleri de bu şekilde algılarlar: “Bunu çözelim, tamamdır!”
Örneğin, erkeklerin eğitim anlayışı genellikle "Nasıl yapılır?" sorusu etrafında şekillenir. Bir arkadaşım, Aydın’a bir yemek tarifini açıklarken, "Şunu şurada koy, bunu şurada pişir, son olarak da biraz tuz ekle," diye devam ediyordu. Ancak Aydın, "Ama bunun neden böyle yapılması gerekiyor?" diye sormadan geçemedi. Yani, çözüm odaklı bakış açısıyla, teoriden ziyade somut sonuçlar odaklı ilerliyordu.
Aslında, bu da çok doğal bir durum. Çünkü eğitim deyince aklımıza genellikle bir şeyin nasıl yapılacağı gelir, değil mi? Erkeklerin stratejik düşünme eğilimleri, onları birer ‘adım adım çözümci’ yapar. Peki, acaba sadece çözüm odaklılık gerçekten her zaman eğitimsel bir yaklaşım olabilir mi?
Kadınlar ve Empatik Bakış Açısı: İlişkisel Öğrenme
Kadınlar ise, öğrenme süreçlerinde daha çok ilişkilerle bağlantılı düşünürler. Eğitimi genellikle “Bağlantı kurma” ve “duygusal etkileşim”le ilişkilendirirler. Mesela, bir kadın için, bir dersin ya da eğitim sürecinin başarılı olması, yalnızca öğrenilen bilgilere dayanmaz, aynı zamanda duygu ve ilişki temellidir.
Bir arkadaşım olan Ayşe, bir konuda birine ders vermeye çalışırken, “Hadi, şu konuda derinleşelim ve bir bağ kurarak anlatalım” der. Öğrenme sürecinde duygusal bağlantı kurmak, her şeyin mantıklı olmasından çok daha önemlidir. Kadınlar, çevrelerindeki insanlarla duygusal bir bağ kurarak, daha anlamlı ve derin öğrenme deneyimleri yaşarlar. Bu noktada, eğitimin sadece kuru bir bilgi aktarımı olmadığını, duygusal zekânın ve empati ile ilişkili bir deneyim olduğunu savunuyorlar.
Böyle bir bakış açısı ile, öğrenme süreci bir diyalog, karşılıklı anlayış ve duygusal etkileşimle şekillenir. Bu, yalnızca kadınların değil, empatiye ve sosyal bağlantılara değer veren herkesin yaklaşımı olabilir. Klasik eğitimde olduğu gibi öğretmenin öğrenciye sadece bilgi aktarması değil, öğrencilerin birbirleriyle etkileşimde bulunarak bu bilgiyi daha anlamlı hale getirmeleri önemli bir noktadır.
Eğitimde ‘Hadi, Birlikte Öğrenelim!’ Felsefesi
Gerçekten de her şey bir öğretim süreci midir? Şahsen, evet diyorum. Çünkü eğitim sadece okullarda değil, yaşamın her anında vardır. Örneğin, kasaba kahvesindeki bir sohbeti, bir öğretim süreci olarak değerlendirebiliriz. Öğrenme, sadece ders kitaplarında yer alan bilgilerle sınırlı değil. Gerçek hayatta başımıza gelen olaylarla, tecrübelerle şekillenir. Çevremizdeki insanlar da bizlere sürekli olarak yeni bilgiler sunar; bazen bir gülüş, bazen bir hikaye, bazen de bir yanlış anlamadan alınan ders... Hepsi bizim eğitim sürecimizi besler.
Peki, bu öğrenme sürecinde hangi yönler daha değerli? Erkeklerin çözüm odaklı yaklaşımını ve kadınların ilişkisel yaklaşımlarını dengelemek, eğitimdeki en büyük sır olabilir mi? Öğrenmenin anlamlı bir deneyim olabilmesi için, farklı bakış açılarını bir araya getirmek, kişisel gelişim için önemli olabilir.
Tartışmaya Açık Sorular:
1. Eğitim sadece okullarda mı yapılır? Gerçek eğitim, yaşamın her alanında mı gerçekleşir?
2. Erkeklerin çözüm odaklı yaklaşımı ve kadınların empatik bakış açıları, eğitimde nasıl bir denge oluşturabilir?
3. Eğitim, sadece bilgi aktarımı mıdır, yoksa insanları birbirine bağlayan duygusal bir süreç midir?
Hadi gelin, bu soruları birlikte tartışalım. Çünkü her birimizin öğrenme şekli, bizim dünya görüşümüzü ve ilişkilerimizi derinden etkiler.